|
||
Cuma akşamı işinden çıkıp gelenler biraz gecikmeyle vardıkları için, sohbet başladıktan sonra salona geldiler. Halil’in semineri sırasında her zaman olduğu gibi ara ara dağıtılan sıcak çaylar da içildi. Dinleyicileri selamladıktan sonra, seminerin ilerleyişine yardımcı olunması için sürekli soru ve itirazlarımızı beklediğini vurgulayan Halil, postyapısalcılığın hangi felsefî kökenlere gönderme yaptığını açıklayarak seminere başladı. Önce Deleuze’ü ele alarak, postyapısalcıların Hegel geleneğinin reddi noktasında Spinoza-Nietzsche-Bergson çizgisini öne çıkardıklarını söyledi. Bu noktada, Hegel’in gerçekten reddedilmesinin doğru olup olmadığı ve postyapısalcıların bahsettiği gibi bir çizginin gerçekten kurgulanıp kurgulanamayacağına dair fikirlerini anlattı. Son dönemde, anarşizmin postyapısalcılıkla ilişkilendirmesinin yanlış olduğunu söyledi; Aydınlanma’yı takip eden bazı sol akımlarla daha yakın bir bağının kurulabileceğini belirtti. Spinoza’nın felsefesini, postyapısalcılıkla bağları noktasında açan Halil, sürekli geri dönüşlerle postyapısalcılık ve Spinoza felsefesi arasındaki bağları açıklamaya çalıştı.
Postyapısalcı düşüncenin, günümüzdeki iktidar ve kapitalizme karşı dikkate alınması gereken eleştiriler getirdiğini söyleyen Halil, yine de postyapısalcı düşünürlerin kendilerini akademi duvarlarına hapsettikleri eleştirisinde bulundu. Halil’in seminerlerinin sonraki bölümleri, bir yandan postyapısalcılığın felsefî izlerini sürmeye, bir yandan bu akımın günümüz dünyasına dair söylediklerinin eleştirisini yapmaya devam edecek. Halil’in seminerlerinin sonraki bölümlerinin yer ve tarihlerini aktivite programımızdan öğrenebilirsiniz. |